DOĞRUYU YANLIŞ YAPMAK

 

 
 2024 belediye seçimlerinden sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermeyen seçmenin özgün iradesi, evrensel olarak merkezi hükümet tarafından, Türkiye’deki tabiriyle ise “tek kişi” tarafından cezalandırılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kurucusu ve genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi, kurulduğu günden bu yana girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkarken, 2024 belediye seçimlerinde ilk kez ikinci parti oldu. (Bence bu, Cumhuriyet tarihinin siyasi olarak bir parti ve lider adına en büyük başarısıdır.)

Bu durum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına sadece belediyeleri kaybetme tehlikesi yaratmakla kalmadı; aynı zamanda kendi makamına en büyük iki rakibi olan Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın önümüzdeki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde kendisini yenme ihtimaliyle yüzleşmesine neden oldu. Erdoğan’ın "silkeleyin" talimatıyla başlayan süreçte, özellikle AKP’den CHP’ye geçen belediyelere, sigorta borçları gerekçe gösterilerek haciz işlemleri uygulanmaya başlandı. Bu durum, belediyelerin finansal hareket kabiliyetlerini kısıtlayarak ellerini kollarını bağladı. Bu yaklaşım, hükümetin korkularını ve endişelerini en açık şekilde ortaya koymaktadır.

Genel yönetim, harcamalarda israf veya yolsuzluk varsa bunları tespit etmelidir. Bu, evrensel olarak doğru bir yaklaşım. Türkiye’de de bu anlayış doğru kabul edilir. Ancak siyasetin geldiği noktada, evrensel doğrular bile bizde yanlış bir şekilde uygulanıyor. Yani doğru olan bile yanlış hâle geliyor!

AKP’nin yanlış politikaları ve çelişkileri
Örneğin, yolsuzluk yaptığı iddiasıyla sabahın erken saatlerinde Balıkesir’de gözaltına alınan, ardından emniyette bulunduğu sırada basına büyük bir suçlu gibi lanse edilen Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat olayı. Bu durum, “CHP ve ortakları hep böyle; huzur ve kusursuzluk ise AKP’de” imajı yaratmaya yönelik bir algı mühendisliği olarak görülebilir. Ancak bu strateji, AKP’ye en büyük zararı yine kendi içinden veriyor.

AKP belediyelerinin çoğu borç batağında olmasına rağmen, merkezi yönetim hiçbir AKP belediyesine haciz veya caydırıcı cezalar uygulamıyor. Halk bunu görüyor; fakat bir kesim ya anlamıyor ya da anlamak istemiyor. 2002’den bu yana bir AKP belediyesine bile sigorta borcu nedeniyle haciz uygulanmamış olması dikkat çekicidir. Bu çifte standart, AKP’nin son seçimde kendisine karşı oy veren seçmeni cezalandırdığı algısını güçlendirmektedir. Ancak bu politika, AKP’ye ne kısa ne orta ne de uzun vadede kazandırabilir.

2019’dan alınmayan dersler
2019 İstanbul yerel seçimlerini iptal ettirip tekrar ettiren AKP, ilk seçime kıyasla büyük bir farkla kaybetti. Görünen o ki, bu hatadan ders alınmamış. Bu politikalar devam ederse, AKP’nin önümüzdeki genel seçimlerde parlamentodaki çoğunluğu ve cumhurbaşkanlığını CHP’ye kaptırması kaçınılmazdır.

Bir diğer senaryo da, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu’na doğrudan müdahale etmesi hâlinde gerçekleşebilir. Bu durumda, şimdiden “Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu hayırlı olsun” diyebiliriz.

Demokrasi ve halk iradesinin önemi
Siyasi partiler ve liderler gelip geçicidir. Ancak ülkelerin temelinde halkın iradesi ve demokrasiyi koruma görevi, hem bugün hem de gelecekte büyük önem taşımaktadır. Ülkemizin günümüzde iki kutuplu bir siyasete girdiği bu dönemde, adil bir rekabetin sağlanması ve halkın iradesine göre hareket edilmesi, demokrasinin korunması adına elzemdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EĞER OLURSA

AK MODA

SOYDAŞLAR?