SOYDAŞLAR?
Herkese merhabalar.
Bugünkü yazımda, her günü tempolu geçen iç siyasetten bağımsız olarak dış siyaset üzerine yazacağım. Konumuz, Kıbrıs’ta, soydaşları tarafından “işgalci” ilan edilen Türkiye!
Öncelikle Kıbrıs ile ilgili kısa bir tarihsel özet paylaşmak isterim. 2019-2020 yılları arasında Kıbrıs’ın tarihi ve günümüzdeki önemi üzerine ciddi araştırmalar yapmıştım. Bu konuda derinlemesine okumalar yapmak isteyenlere, Erol Mütercimler’in Satılık Ada Kıbrıs adlı kitabını tavsiye ederim.
Kısa Tarihçe
Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından, Akdeniz’deki korsan saldırıları ve adanın stratejik konumu nedeniyle fethedilerek topraklarına katıldı. 1878 yılında, Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında, Rusların Akdeniz’e inmesini engellemek amacıyla Kıbrıs, 50 yıllığına Britanya İmparatorluğu’na kiralandı. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı, Almanya’nın yanında savaşa girince Britanya, Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak etti. Osmanlı, çöküş döneminde olduğu için bu duruma tepki veremedi.
Yıllar içinde, Britanya İmparatorluğu adada Rumların silahlı eylemleri ve Yunanistan destekli EOKA terör örgütü nedeniyle zor duruma düştü. İki askeri üs alarak adadan çekildi. Sonrasında, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde Türk-Rum ortaklığında Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.
Ancak Rumlar, Türklerin haklarını gasp etmeye başladı ve bu süreç bir soykırıma dönüştü. Türkiye, 1974 yılında adaya askeri müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Müdahale sonucunda adanın kuzeyinde bir Türk devleti kuruldu. 1983 yılında ise sistem oturtularak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi. Bu yeni devlet, BM üyesi hiçbir ülke tarafından tanınmadı ve Türkiye, adanın kuzeyinde "işgalci" ilan edildi.
Günümüze Gelirsek
Kıbrıs’ta yaşadığım 10 ay boyunca halkla olan ilişkilerimde şunu net olarak gözlemledim. Kıbrıs halkı, neredeyse yarım asırdır süren bu sorunun çözülmesini istiyor. Bu çözümü Türkiye ile birlikte arzuluyorlar ama Türkiye olmasa da bir çözüme razı olacak gibiler.
KKTC’de sistem hâlâ 1970’li yıllar gibi işliyor. Devlet kurumları oldukça verimsiz. Ambargo hayatın her alanında hissediliyor. Ben 2022 sonundan 2023 ortalarına kadar Lefkoşa’da yaşarken her akşam yaklaşık bir saat elektrikler kesiliyordu. Elektrik, mazottan üretildiği için büyük sıkıntılar yaşanıyor. Türkiye, KKTC’ye maddi ve manevi anlamda olması gerekenden fazla destek veriyor, ama bu da yetersiz kalıyor. İş bilmeyen memurlar büyük kazançlar elde ediyor, sistem tıkanıyor.
Geçtiğimiz yıllarda KKTC adına çok önemli bir gelişme yaşandı. KKTC, Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olarak kabul edildi. Bu durum adada gerçekten büyük bir heyecan yarattı. KKTC, soydaş olarak gördüğü Türk devletlerinin desteğini yanında hissetti. Başka bir ülke için bu sıradan bir gelişme olabilir; ancak uluslararası arenada tanınmayan, ambargolar altında yalnızlaştırılmış bir devlet için bu çok büyük bir adımdı.
Ancak…
Günümüz dünyasında, gerek devletler gerek çoğu halklar gerekse çoğu bireyler üzerinde en etkili kontrol aracı paradır. Avrupa Birliği'nin Orta Asya’ya yönelik 12 milyar euroluk yardım paketini açıklamasından sonra, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’ın Türkiye’yi Kıbrıs’ta “işgalci” ilan etmesi bu durumun en açık örneğidir. Devletler her zaman kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler.
İktidarımız bunu hâlâ anlayabilmiş değil. Tıpkı Suriyeliler Türkiye’ye kaçak yollarla girdiğinde, "Onlar bizim din kardeşimiz" düşüncesiyle hareket ettikleri gibi... Bu düşüncenin ardından sonra yıllarca süren göç, ülkemizin ekonomisini bozdu, bazı bölgelerde toplum düzenini bozdu, demografik yapıyı bile sarstı.
Bugün yaşadığımız durum da benzerdir. “Soydaşımız” dediğimiz kardeş devletler, bizi işgalci ilan etti. Ve bu açıklama, AKP seçmeni tarafından Recep Tayyip Erdoğan sonrası en güçlü aday olarak gösterilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın döneminde yapıldı. Keşke Sayın Fidan, Özgür Özel ve CHP ile uğraşmak yerine dış işleriyle meşgul olsaydı da bugün Kıbrıs’ta işgalci ilan edilmeseydik.
ONUR UZUNOĞLU
15.04.2025
Yorumlar
Yorum Gönder